Türk Tipi Başkanlık Raporu Lansmanı

25 Aralık, 2015 | Genel Haber | GRTC

GRTC Genel Başkanı Sayın Mustafa Önsay'ın önderliğinde ve Prof. Dr. Sayın Hüsamettin İnaç, Yrd. Doç. Dr. Sayın Cantürk Caner'in katılımlarıyla Türk-Tipi Başkanlık Sistemi Raporu lansmanını gerçekleştirmiş bulunuyoruz.

Dumlupınar Üniversitesi (DPÜ) İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Hüsamettin İnaç, Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Cantürk Caner ile araştırma görevlisi Bakko Mehmet Bozaslan'ın hazırladığı rapor, düzenlemiş olduğumuz toplantıyla kamuoyuna sunuldu. 

GRTC Genel Başkanı Mustafa Önsay, yaptığı konuşmada, Türkiye'nin acilen yeni yönetim sistemine ihtiyaç duyduğunu, bu yönde katkı sağlamak amacıyla rapor hazırladıklarını söyledi.  

Batının yönetim sistemlerinden vazgeçilmesi gerektiğini savunan Önsay, şöyle konuştu: 

"Bir düşünce kuruluşu olarak Türkiye'nin en önemli yönetimsel meseleleri arasında olan başkanlık sistemiyle ilgili ülkemize, toplumumuza katkıda bulunmak amacıyla DPÜ'deki akademisyenlerimizle 'Türk Tipi Başkanlık Sistemi' adı altında rapor hazırladık. Bugüne kadar hep batıyı örnek almaya çalıştık. Son 80 yıla baktığımızda, batıdan ithal ettiğimiz yönetim sistemlerinin bize uymadığını gördük. Özetle bizim batıdan aldığımız gömlekler bize uymamaktadır. Bundan dolayı kendimizin yapacağı, halkımızın ihtiyaçlarına cevap verecek yeni bir yönetim sistemine ihtiyacımız var." 

"Üniter bir yapıyla başkanlık sistemi bir arada yürütülebilecektir" 

Prof. Dr. İnaç da Türkiye gündemine gelen başkanlık sisteminin çok yanlış bir zemin üzerinde tartışıldığını belirtti. 

Bunun, parlamenter sistem, yarı başkanlık ve saf başkanlık sistemleriyle karşılaştırılmaması gerektiğini ifade eden İnaç, başkanlık sisteminin, avantaj ve dezavantajlarıyla bilimsel analize tabi tutulmak suretiyle gerçek anlamda anlaşılabileceğini vurguladı. 

Halk tarafından seçilen ilk Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın, "ortaya çıkan bu yeni durum karşısında parlamenter yapıyla devam edilemeyeceğini" savunmasının son derece gerçekçi olduğunu dile getiren İnaç, şunları kaydetti: 

"Zira bir yanda halkın doğrudan seçtiği bir başkan ve yine aynı usulle seçilen başbakan ve bakanlar kurulu mevcuttu. 'Çifte meşruiyet' olarak adlandırılan bu durum, yeni krizler yaratmaya gebeydi. Öte yandan, 4 partili bir parlamentonun oluşması, ileriye dönük ciddi bir istikrarsızlığın ilk işaret fişeği gibiydi. 80 milyona yaklaşan nüfusu ve geniş bir coğrafyada yer alan konumuyla Türkiye, artık parlamenter sistemle yönetilemezdi. Yürütmenin tek kişiden oluşacağı yeni sistemde, ekonomik fayda bekleyen insanlar yerine idealist insanlar bakan ve milletvekili olabilecekti. Bu sistem, aynı zamanda çift başlılığı önleyecek, ideolojik kutuplaşmaları asgariye indirecek, marjinal grupları elimine edecek ve Atatürk'ün ilk meclisine benzer bir yapı Türk parlamentosuna hakim hale gelecekti. Bu bakımdan başkanlık sistemi gibi mühim bir reçeteyi Erdoğan'ın diktatörlük arzusu gibi göstermek ve bu sistemi federal yapılanma, eyalet yapısı ve özerk yönetimlerle özdeş kılmak, en basitinden konuyu ana ekseninden uzaklaştırmak olacaktır. Hepimizin bildiği üzere üniter bir yapıyla başkanlık sistemi elbette bir arada yürütülebilecektir." 

"Esas aldığımız kaynak 1924 Anayasası" 

Yrd. Doç. Dr. Caner ise başkanlık sisteminin sağlıklı tartışılabilmesi için siyaset zemininin dışına çıkılması gerektiğini söyledi. 

"Başkanlık sistemine ihtiyacımız var mı, yok mu" tartışması yapılması gerekirken, konunun "Sen mi başkan olacaksın, ben mi" şeklinde ele alındığını ifade eden Caner, şöyle konuştu: 

"Başkanlık sisteminin temeline inerek, insanların ihtiyaçlarının tartışılması gerekir. Türk tipi başkanlık, cumhurbaşkanını devletin başı olarak biraz daha öne çıkarmak ve daha aktif hale getirmek. Cumhurbaşkanı ile hükümet arasında yeni bir düzen vererek, ilişkilerin yeniden yapılandırılması anlamı taşıyor. Türk tipi başkanlık sistemiyle ilgili raporumuzu hazırlarken ne ABD ne de başka bir ülkeden ilham aldık. Esas aldığımız kaynak, 1924 Anayasası oldu. 1924 Anayasası'nı açıp baktığınızda öngördüğümüz modeli görebilirsiniz. Biz bunu biraz daha geliştirdik. Başkanın 5 yıllığına, doğrudan halk tarafından iki turlu seçim sistemiyle seçilmesini öngörüyoruz. Bu sistemde seçilen başkanın siyasi partisiyle ilişkisini kesmeye de gerek yok. İsterse genel başkan da olabilir. Türk tipi başkanlık sisteminde başkanın, yasama, yürütme ve yargı arasındaki en önemli denge olabileceğine inanıyoruz."